Öğrenme bozuklukları üzerine
Monday, August 9, 2010
Çok ilginç bir konferans. Öğrenme güçlüğü yaşayan çocukların beyinlerindeki dalgalar incelenmiş ve aslında bu çocukların bir nevi beyin nöbeti geçirdikleri ve öğrenmelerine devam edebileceklerini bulmuşlar. Teknoloji ilerledikçe beynin işlevi hakkında da çok fazla bilgiye sahip olacağız anlaşılan. Merakla gelişmeleri bekleyelim:))
Sanat ve feni birlikte öğretmek
Thursday, August 5, 2010
Mae Jemison bir astronot, bir doktor, bir kolleksiyoncu ve bir dansçı. Bu konferansta kendi eğitiminden, uzayda geçirdiği zamanlara yönelik hikayeler anlatıyor. Sezgi ve mantığı birleştirerek sanat ve feni birlikte öğretmenin önemini vurguluyor.
Fen konuları, genellikle öğrenciler tarafından ön yargılı bir şekilde direnç gösterilen ve sevilmeyen konular olarak bilinir. Neden çocuklar fen konularını sevmezler diye düşündüğümde kendi okul hayatım gözümün önünden geçiyor. Fen eğitiminde doktora yapmış biri olarak bunu söylemek çok acı ama doktora derslerini alırken ileri fizik dersinde konuları sorgulamaya başladım ve öğrencilik hayatımda hiç farkına varamadığım bir gerçeği fark ettim. Fizik konularını birbirinden bağımsız her birini zihnimde farklı yerlere yerleştirip aralarında hiç bağ kurmuyordum. Dolayısıyla aralarında sebep-sonuç ilişkisi olmayan bilgiler zihnimde sadece geçici bir süre duruyordu bu benim o derslerde çok başarılı olmamı daha doğrusu çok iyi notlar almamı sağlıyordu ama fiziği bilmiyordum. Bence asıl sorunlardan biri de bu, biz eğitim sistemimizde ne konuları birbirleriyle ilişkilendiriyoruz ne de başka bilim dallarıyla disiplinlerarası düşünme uygulamaları yapıyoruz. Çok yönlü bireyler yetiştirmek yerine sınavlarda başarılı bireyler yetiştirmeyi hedefliyoruz.
Okullarımız yaratıcılığı öldürüyor mu?
Wednesday, August 4, 2010
Bu videoyu mutlaka izlemenizi öneriyorum. Okullarımız yaratıcılığı gerçekten öldürüyor mu sorusuna çok güzel cevap veriyor Ken Robinson...hem çok komik, hem de gerçekleri dile getiren bir konferans, mutlaka izleyin. Türkçe altyazı ile de izleme şansınız var.
ERG Eğitimde Reform Girişimi
Monday, April 19, 2010
artık yeni masallar anlatalım diyorum cocuklarımıza
Saturday, December 26, 2009
Çocuklara hayal dünyalarında gezinti yapma fırsatı sunan masalları doğru bir şekilde kullanabilsek onların bilişsel ve sosyal gelişimlerine daha fazla yardımcı olabiliriz. Mesela hep öğrencilerin fen konularını öğrenemediklerinden şikayet ederiz hem öğretmenler olarak hem de anne-babalar. Peki biz minik bebeğimize içinde fen kavramlarının geçtiği masallar anlatsak, biraz büyüdüğünde yağmurun, karın, gökkuşağının... nasıl oluştuğunu anlatırken masallardan yararlansak nasıl olur? Ama fen konularını didaktik bir şekilde değil de onlarda merak uyandıracak şekilde anlatsak nasıl olur acaba? Denemekte yarar var.
Sihirli kahramanlar... birden bire beliren periler, sihirli şatolar, büyülü elmalar... ve bunların yarattığı ölümsülük fikri. Çocuklar acaba bunları nasıl algılıyor, onların gerçek ile bağlantı kurmasına ne kadar engel oluyorlar düşünüyor muyuz acaba?
Yeni nesil çocuklarımıza artık yeni masallar yazılsın. Masallarla hayal dünyasında gerçekleri yaşasınlar. Çevrelerinde gerçekleşen doğa olaylarını masallarda, ninnilerde öğrensinler. Artık sizce de zamanı gelmedi mi feni hayatımıza sokmanın?
Sosyal ağ olusturma
Friday, December 25, 2009
Doğru adrestesiniz.: www. ning.com
Bu siteye üye oluyorsunuz, ağınız için bir isim buluyorsunuz. Sonra arkadaşlarınızı davet ediyorsunuz ve istediğiniz her bilgiyi paylaşabiliyorsunuz.Resimlerinizi, hazırladığınız videolarınızı yüklemenin dışında forumda yazılar yazıp chat yapabiliyorsunuz. Denemenizde yarar var, sadece bir kaç dakikanızı alacak.
Pencil- geleneksel animasyon yazılımı
Fen derslerinde teknolojiden ne kadar yararlanıyoruz?
Fen dersleri özellikle ilköğretim çağında öğrencilerin anlamakta zorluk çektiği ve teneffüs saatlerini dört gözle beklediği derslerden biridir. Sınav gecesi çalışılır ve sınav bittikten sonra öğrenilenler unutulur. Önceki sistemde fen konuları derste öğretmen tarafından anlatılır, konuyla ilgili sorular bazen öğrencilere çözdürülürdü. Ev ödevleri verilir, hatta sınıftan bir öğrenci ödevleri her gün kontrol ederdi. Bu tarzda işlenen fen dersleri sadece okulda öğrenilir, günlük hayatta öğrenilen bilgilerle karşılaşılabileceği bile düşünülmezdi. O bilgiler kitaptaki bilgilerdi ve kitaptan dışarı çıkmazlardı.
Yapılandırmacı öğrenmeyi temel alan öğrenci merkezli öğrenme anlayışı fen konularını yaparak, yaşayarak öğrenmeyi hedef aldığından zihinlerdeki fen fikrini yıkmaya çalışıyor. Öğrenciler projelerle derse dahil ediliyor, konular daha basitleştirilerek günlük hayattan örnekler verilerek zenginleştiriliyor. En azından ilgili öğrenciler dersten zevk alabiliyorlar. Ya ilgisiz öğrenciler?
Günümüzde çocuklar 3 yaşından itibaren bilgisayar kullanmaya başlıyorlar ve bizlerden daha hızlı sürede yenilikleri takip edebiliyorlar. İlgi alanlarının odak noktası olan bilgisayar fen eğitiminde kullanılırsa neler olur bir düşünelim:
- ders öncesinde konuyla ilgili öğrenci kısa bir araştırma yapar. Ne öğreneceğini önceden fark eden öğrenci öğrenme sırasında daha dikkatli olur, derse daha bilinçli katılır.
- öğretmen derste konuyla ilgili animasyonlardan, oyunlardan... yararlanarak dersi sıkıcılıktan kurtarır. Öğrencilerin konuyla ilgili fikirlerini, ön bilgilerini öğrenir.
- öğrencilere blog (web güncesi) hazırlamayı öğreterek öğrendiklerini kendi cümleleriyle ifade etmesi, yorumlaması istenebilir. Kendine ait bir web sayfasının olması ve bunu kendi istediği zaman güncellemesi özgür bir öğrenme ortamı sağlar. Ayrıca sınıfta yaptıkları etkinlikleri de blogunda paylaşabilir.
- video hazırlama programları ile konuyla ilgili resimleri bulur, onlara uygun müzikleri ayarlar ve konuyla ilgili bir video hazırlayabilir.
- basit çizim programları ile konularla ilgili çizimler yapabilir. Öğrendiği konuyu resimle ifade etmesi istenebilir. Belki öğrenci resimlerle konuyu daha iyi pekiştirebilir.
- sosyal ağlara üye olup, düşüncelerini, yaptıklarını dünya ile paylaşma imkanı bulabilir.
aslında yapılacak o kadar çok bulabilir ki, yeter ki bu tür çalışmalar yapmaya yönlendirilsin ve çalışmalarını yaparken özgür bırakılsın.
Meraklı miniklere müjde
Tuesday, September 1, 2009
Okul öncesi çocuklara fen konularına ilgi duyar mı? Onlara fen konuları nasıl öğretilir? Hiç düşündünüz mü?
Fen dersleri çoğu öğrencinin korkulu rüyasıdır. Fen derslerinden sıkılırlar, bir an önce bitmesi için sürekli saatlerine bakarlar. Sınav öncesinde konuları ezberler, sınavdan sonra da öğrendiklerini unuturlar. Arkadaşları ile birlikte fen dersleri hakkında konuşurken sadece zor ve sıkıcı olduğundan bahsederler.
Oysa yaşadıkları her an, aldıkları her nefeste fen vardır. Farkında olmadan yemek yerken, koşarken, oyunlar oynarken, doğa gezisi yaparken, bisiklete binerken... hemen her yerde fen konularının içinden geçerler. Fen konularıyla bu kadar içiçeyken neden fen derslerinde sıkılırlar?
Sanırım anne baba ve eğitimciler olarak okulda fen derslerine veya çevremizde fen ile ilgili konulara dikkat çekmede sorunlar yaşıyoruz. Acaba bizim fen ile ilgili konuları öğrenmeye ve öğretmeye ilgimiz ne seviyede? Biraz düşünelim...Okulda öğrendiğimiz konuları hatırlayabiliyor muyuz? veya hatırladığımız sadece fen derslerinden aldığımız düşük notlar veya sıkıcı geçen zamanlar mı? Zevk için veya merakımızdan fen ile ilgili bilgilere başvuruyor muyuz? Gece penceremizden yıldızları incelerken, yıldızlar hakkında çok az bilgimiz olduğunu düşünüp, araştırma yapıp öğrenmeye çalışıyor muyuz?
Bebekler doğdukları andan itibaren çevrelerine meraklı gözlerle bakıyorlar. Yürümeye başladıktan sonra da tam bir keşifçi gibi incelemeler yaparak öğrenmeye çalışıyorlar. Elindeki topu sürekli yere atıp tekrar alarak yerçekimi kuvvetini keşfediyorlar. Her yeni nesneye bir bilimadamı duyarlılığı ile yaklaşıp inceleyip kendilerine göre anlamlandırıyorlar. Çocuklar gelişim sürecinde özellikle fen ile ilgili konuları öğrenmeye bu kadar meraklı iken onlara birkaç yıl içinde ne oluyor da birden bire sıkılmaya başlıyorlar, öğrenmeye karşı isteksiz oluyorlar?
İşte bu noktada tübitak 0-6 yaş grubundaki çocuklar için yeni bir dergi çıkartmış: meraklı minik. 16 aylık oğlumuz Özgür Emin meraklı minik dergisini çok seviyor, resimdekilerle konuşmaya çalışıyor, resimde gördüğü hayvanların seslerini çıkartmaya çalışıyor, çok eğleniyor.

Her ay farklı bir konu işleniyor. Meraklı minikler her ay başka bir dünyaya kucak açıyorlar.
Basit bir dil kullanılmış. Çocukların ilgisini çekecek oyunlar ve resimlerle bezenmiş rengarenk bir dergi.
Bu dergiyi ilk elime aldığımda düşündüm ki fen konularını çocuklara neden sevecekleri şekilde öğretmiyoruz? Çocukluktan itibaren meraklı adımlarla ilerlemek okul zamanında da fen konularına ilgiyi artırır. Tabi bu sadece bir pencereden bakış açısı. Diğer pencerelerden de bakabilirsek bu sorunu daha iyi çözebiliriz. Merak pencereniz hep açık olsun:))
Cocuklar nasıl düşünür?
Saturday, April 25, 2009
Piaget'in çocuklar hakkındaki düşüncelerini anlatan Singer ve Revenson'un kitabını okurken küçük prens hikayesi dikkatimi çekti.
Küçük prens hikayesinden:
Alti yaşimdayken, ilk çagin ormanlarini anlatan “Gerçek Öyküler” adli bir kitapta çok güzel bir resim görmüştüm.
Kitapta şunlar yaziliydi: “Boa yilani avini çignemeden, bütün olarak yutar ve hareket edemez hale gelir. Sonra da onu sindirebilmek için alti ay boyunca uyur.”
Bu orman maceralari üzerinde uzun uzun düşündüm, sonra renkli bir kalemle ilk resmimi yapmayi başardim. 1 No’lu resmim işte şöyle bir şeydi:

Şaheserimi büyüklere gösterdim ve korkup korkmadiklarini sordum. Ama onlar:”Korkmak mi? Bir şapkadan niye korkalim ki?”dediler.
Oysa çizdigim resim bir şapkaya ait degildi. Koca bir fili sindirmekte olan bir boa yilanini çizmiştim ben. Neyse, büyükler anlayabilsin diye başka bir resim daha çizdim. Bu kez boa yilaninin midesindeki fili açik seçik göstermiştim. Şu büyüklere hep açiklama yapmak gerekiyor. Ikinci resmim ise şöyle bir şey oldu:
Bu kez büyüklerin cevabi boa yilanini içten ya da diştan çizmeyi bir yana birakip, cografya, tarih, aritmetik ve gramerle ilgilenmemi tavsiye etmek oldu. Böylece alti yaşimdayken resim kariyerimi terk etmek zorunda kaldim. Ilk iki resmimin başarisiz olmasi beni hayal kirikligina ugratmişti Büyükler kendi başlarina hiçbir şeyi anlayamiyor, çocuklar ise ayni şeyin tekrar tekrar anlatilmasindan sikiliyorlardi.
Hikayenin tamamını okumak için lütfen tıklayın:
Çocukken hayal gücümüz bu kadar genişken, büyüdüğümüzde neden sadece tek düze düşünüyoruz? Hayal gücümüz nasıl yok oluyor? Birkaç gündür hep bu sorular geçiyor zihnimden. Okula başlamadan önce olaylara farklı gözlüklerle bakan öğrenciler, okula başladıktan sonra her olaya aynı gözlükle bakmaya başlıyorlar. Okullarımızda yaratıcılığı ve hayal gücünü nasıl öldürüyoruz?Onların bu becerilerini geliştirmeye odaklanmak yerine, herkesin tek düze bir kalıp içinde öğrenmeleri için çabalıyoruz.



